İsra ve Miraç Hadisesi Işığında

İsra ve Miraç Hadisesi Işığında "Mescid-i Aksa"

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.”

Hamd âlemlerin Rabbi Allah (subhanehu ve teâlâ)’ya, salât ve selam insanlığa en güzel örnek olarak gönderilen Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, onun ailesine, ashabına ve kıyamete dek güzel bir şekilde onlara tabi olan mü’minlere olsun. Âmin!

İçinde yaşadığımız şu çağda Müslümanların bütün dünyadaki ahvali içler acısıdır. Yeryüzünün her bölgesinde aşağılanan, ezilen, zulme maruz kalan, ırzı ayaklar altına alınan, kanı akıtılan ve pervasızca öldürülen tek ümmet İslam ümmetidir. Ayrıca mukaddesatı alenen hakarete ve saldırıya uğrayan din İslam’dır. Onlar istedikleri yerde ve zamanda terör adı altında Müslümanları katlederlerken, Müslümanların nefs-i müdafaa hakkı yoktur olamaz da. Şayet herhangi bir Müslüman haklarını veya canını savunma adı altında bu azgın tağuti sistemlere başkaldırdığında ya da onları topraklarından sürmek için mücadeleye giriştiğinde yeryüzünün en büyük teröristi olur. Ama onlarla aynı tarafta olan kâfirler Müslümanların yapmış olduğu bu eylemi yaptığında özgürlük savaşçısı olur. Yine İslam düşman(lar)ının hilafeti yok etmesinden sonra hemen hemen mevcut bütün izmler az bir süre de olsa devletin dini ve idaresi oldular. Ancak İslam kesinlikle böyle bir hakka sahip değildir ve olamaz da! Yeryüzünün en azılı kâfirleri dahi İslam ve ahkâmı üzerinde söz söyleme hakkına sahipken, bu din için canları da dâhil her şeylerini feda eden Rabbani âlimler ve yiğit askerleri bu hakka sahip değildirler. Buna karşılık onların satın aldıkları saray kapısından ayrılmayan uşaklar ve cehennem davetçileri yine sahiplerinin ve Rablerinin belirlediği sınırlar çerçevesinde İslam adına İslam düşmanlığının savunuculuğunu yapmakta ve yer yer batıl ve atıl demeçlerde bulunmaktadırlar. Dolayısıyla yeryüzünde içerden ve dışardan saldırıya uğrayan tek din ve yegâne taraftarları İslam ve Müslümanlardır.

Halkı Müslüman olan veya daha düz bir ifadeyle halkının ekseriyetini Müslümanların teşkil ettiği bütün ülkelerde durum bu vehametini korumaktadır. Öyle ki dünya iki büyük koridor şeklini almış olup, koridorun birini tamamıyla halkı kâfir olan devletler oluştururken, diğerini ise halklarının ekseriyetinin Müslümanlardan oluştuğu devletler oluşturmaktadır. İlki batı koridoru, ikincisi ise doğu koridorudur. Ancak bu ikincisinin de egemen sistem ve ideoloji açısından birincisinden farkı yoktur. Birincisini efendi, ikincisini uşak diye nitelersek hata etmiş olmayız. Yönetenler ve Yönetilenler, Efendiler ve Köleler, Sahipler ve Uşaklar!

Peki, bunun yegâne kaynağı Müslümanların, hayatlarından İslam’ı uzaklaştırıp yerine batılın ve küfrün ilkelerini benimsemeleridir. Yine onlar İslam’ı asıl iki kaynağı (Kur’an ve Sünnet) ve Selefi Salihin’in anlayışından almayıp bid’at ehlinin sapık fikriyatından öğrenmişlerdir. Yine bunun en büyük sebeplerinden biri, Müslümanların Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hayatını ilk olarak bir peygamber, sonra lider, komutan, muallim, baba ve arkadaş olarak öğrenmemiş olmalarındandır. Belki Rasûlullah’ın hayatını bir kıssa ya da bir siyer eseri olarak okudular ama Allah Rasûlü’nü bütün bu yönleriyle (lider, komutan, mualim, baba, eş, arkadaş vb) düşünmediler. Peygamber (aleyhisselam), insanlığın buhranının ve sefaletinin zirvesinde olduğu bir zaman diliminde gönderilmiş ve tarihin seyrini çok kısa bir sürede değiştirmiştir. Hâlbuki onu okuyup tanımak, öğrenip öğretmek ve hadislerini yaşayıp ve yaşanmasına vesile olmak bize çok yakınken biz ona ve hayatına çok uzak kaldık.

Sözün özü, biz Müslümanların ilk Kıblesi mahzun ve mescûn Mescid-i Aksa’nın konumuna peygamberimizin hayatında vuku bulan İsra hadisesi ışığında değineceğiz. İsra hadisesi bize Mescid-i Aksa’nın İslam Dini’yle olan irtibatını en güzel bir şekilde ortaya koymakta ve bunun neticesi olarak da Müslümanlar tarih boyunca bu mescidin kendi idare ve gözetimleri altında olması için bütün cehd-ü gayreti sarf etmişlerdir. Şimdi hadiseyi Safiyyurrahman el-Mubarek Furi’nin er-Rahiku’l Mahtum adlı eserinden özetleyerek nakledelim.

Öncelikle İslam tarihinde önemli bir konuma sahip olan bu hadisenin zamanını zikredelim. Rahiku’l Mahtum müellifi hadisenin zamanı hakkında farklı görüşler olduğunu söyler ve şöyle sıralar:

a. İsra, Allah’ın Efendimize peygamberlik verdiği senede gerçekleşmişti. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.

b. Peygamberliğin 5. yılında meydana gelmişti. Nevevî ve Kurtubi bu görüşü tercih etmişlerdir.

c. Peygamberliğin 10. yılının Receb ayının 27. gecesinde vuku bulmuştu. Allame el-Mansur-Furi bu görüşü tercih etmiştir.

d. Hicretten 16 ay önce yani peygamberliğin 12. yılının Ramazan ayında

e. Hicretten 14 ay önce yani peygamberliğin 13. yılının Muharrem ayında

f. Hicretten 1 yıl önce yani Peygamberliğin 13. yılının Rebiu’l Evvel ayında vuku bulmuştur.

Hadise şöyledir:

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescid-i Haram’dan Beytu’l Makdis’e Burak üzerine binmiş olarak Cibril (aleyhisselam)’ın yanında geceleyin götürülmüştü. Allah Rasûlü Beyt’ul Makdise vardığında Burak’tan indi, peygamberlere imam olarak namaz kıldırdı ve Burak’ı mescidin kapısındaki halkaya bağladı. Sonra yine bu gece Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Beytu’l Makdis’ten dünya semasına yükseltildi.

Yine bu gecede Cibril (aleyhisselam) Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’a birinde süt diğerinde şarap bulunan iki kadeh sunar ve Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) süt içeren kadehi seçtiğinde Cibril kendisine, “Fıtratı seçtin, yaratılışa uygun hareket ettin ve eğer şarabı alsaydın ümmetin sapardı” der.

Kudüs’e gidip gelirken yolda Mekke halkından bir kafile görmüş, onlara kaybettikleri bir devenin yerini göstermiş, onlar uykuda iken kapalı bir su kabından su içmişti ve yine su kabını kapalı olarak bırakmıştı. Bu durum İsra gecesi sabahında Peygamber (aleyhisselam)’ın İsra hadisesinde sözünün doğruluğuna delil teşkil etmekteydi.

Rahiku’l Mahtum yazarı hadiseyi uzun uzadıya nakleder ancak yukarıda zikrettiğimizle yetinmekle beraber kendisinin değinmiş olduğu şu hususu da aktarmakta fayda olacağını umuyoruz: “Cennette dört nehir görmüştü. İkisi açık, ikisi gizliydi. Açık nehirler; Nil ve Fırat nehirleriydi. Bunun manası: Onun getirdiği bu yüce dava Nil ve Fırat civarındaki bereketli vadilerde yerleşecek, bu beldelerin halkı nesiller boyunca İslam’a sarılacaktır. Aksi hâlde Nil ve Fırat’ın suyu cennetten doğuyor manasına gelmemektedir.”

Şimdi, özetle bu hadiseden istifade edilen derslere ve özellikle Mescid-i Aksa’yla olan bağına dikkat çekelim.

1- Bu hadise ve içeriğinde cereyan eden diğer tamamlayıcı hadiselerle beraber peygamber (aleyhisselam)’ın faziletine ve büyük değerine işaret etmektedir. Şöyle ki; Allah (subhanehu ve teâlâ) bu hadiseyi kıyamete dek zikredilen bir hadise olarak Kitab-ı Azim’ine kaydetmiştir. Ayrıca Allah-u Teâlâ onun için insanlığa gönderilmiş bütün peygamberleri bir araya toplayarak Peygamberin onlara namaz kıldırmasını sağlamıştır.

2- Ayrıca Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Peygamberlere namaz kıldırmasında, Peygamberlerin liderliği ve öncülüğü ona teslim etmelerine ve yine onun şeriatının geçmiş Peygamberlerin şeriatını neshettiğine işaret vardır. Aynı şekilde o Peygamberlere tabi olan ümmetlerin de Peygamberin gelişinden sonra tıpkı Peygamberleri gibi kendilerinin de son Peygambere tabi olmaları gerekmektedir. Bu hakikat bize şu çağımızda dinler arası diyalog adı altındaki safsatanın asılsızlığını çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

3- İsra ve Miraç hadisesi, Peygamber (aleyhisselam) için göstermiş olduğu sabır ve sebat karşılığında verilen bir mükâfattır. Bu hadise öncesinde öyle sıkıntılarla karşı karşıya kaldı ki ancak onun gibi bir şahsiyet bu musibet ve imtihanlara karşı sabredip sebat gösterir.

4- Bu hadise bize Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa arasındaki bağı ve seyahatin neden ilk olarak oraya gerçekleştiğini gösteren hikmetler ve faydaları içermektedir. Aslında (aleyhisselam) direk Mescid-i Haram’dan dünya semasına yükselebilir ve orada Rabbi’nden telakki edeceği hususları telakki eder, karşılaşacağı hadiselerle karşılaşabilirdi. Fakat Allah (subhanehu ve teâlâ)’nın iradesi, onu öncelikle gece vakti Mescid-i Aksa’ya seyahate çıkarmak ve sonrasında da oradan dünya semasına yükselmesi şeklinde tecelli etti. Burada şu birkaç faydayı açıklayalım:

a- Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar nezdindeki önemini görmekteyiz. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yolculuğunun hedefi orası, oradan dünya semasına yükselmiş ve Mekke dönemi boyunca Müslümanların ilk kıblesi olarak kalmıştı. Bu da biz Müslümanlara, Mescid-i Aksa’yı ve etrafını hayatta tutmamız gerektiğini göstermektedir. Zaten Mescid-i Aksa belirli zaman dilimleri hariç 19. yüzyılın başlarına kadar Müslümanların idaresi ve koruması altında kalmıştır.

b- Bu bağ, Müslümanların Mescid-i Aksa’ya karşı sorumluluklarını hatırlatmakta ve Müslümanların bu bölgeyi şirkin, teslis inancının ve küfrün baskısından özgürleştirmesini gerektirmektedir. Yine bu sorumluluk aynı şekilde, Müslümanların Mescid-i Haram’ı da şirkin ve küfrün bataklığından kurtarıp özgürleştirmesini istemektedir. Çünkü her iki mescid de haçlı, siyonist ve Arap tağutlarının işgalleri altındadır. İşte bu sebeple her Müslümanın bu iki mescidi özgürleştirme sorumluluğunu damarlarında hissetmesi gerekir.

c- Yine bu bağ bize, Mescid-i Aksa’ya yöneltilen her tehdidin Mescid-i Haram ve ahalisine de yöneltildiğini, Mescid-i Aksa’yı ele geçirmek Mescid-i Haram’ı ele geçirmenin ön hazırlığı olduğunu göstermektedir. İşte bundan dolayı Mescid-i Aksa Mescid-i Haram’a uzanan ana yoldur. Kudüs’ün Yahudilerin işgaline maruz kalması bize Mescid-i Haram’ın aynı akıbetle karşı karşıya olduğunu göstermektedir ki zaten şu an her ne kadar onlar bizatihi orada bulunmasalar da onların uşakları görevlerini tam manada yerine getirmektedirler.

Eskisiyle, yenisiyle tarih bunun delilleriyle dolup taşmaktadır. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse;

Chatillonlu Reynald, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrine saldırmak üzere Hicaz’a bir askeri birlik gönderir.

Yine Yahudiler 1967 savaşından sonra Kudüs’ü işgal etmelerinin akabinde liderleri, bir sonraki hedefin en başta Medine olmak üzere Hicaz olduğunu bağırarak haykırmışlardır.

Yine Yahudi askerlerinin Kudüs’e girdikten sonra liderleri David Ben Gurion, askerlerden ve gençlerden bir grubun mescide yaklaşmalarını ister ve onlara coşkulu bir konuşma yaparak şöyle der: “Hiç şüphesiz Kudüs’ü ele geçirdik ve şimdi yolumuz Yesrib (Medine)’dir.”

Kudüs’ü işgallerinden sonra Yahudilerin başbakanı olan Golda Meir de Ürdün topraklarında çok büyük mesafeleri satın aldıktan sonra şunları söyler: “Hicaz ve Medine’de bulunan atalarımın kokusunu alıyorum. Oralar bizim tekrar geri alacağımız şehirlerimizdir.”

Günümüzde Mescid-i Aksa’nın maruz kaldığı saldırılardan birkaç örnek:

* 21 Ağustos 1969: Radikal bir Hıristiyan olduğu belirtilen ve Yahudilerin Süleyman tapınağını yeniden inşasının Mesih'in ikinci gelişini hızlandıracağına inandığını söyleyen Denis Michael Rohan Mescid-i Aksa'yı kundaklama girişiminde bulundu.

* Nisan 1980'de Meir Kahane, Mescid-i Aksa'nın bir köşesine patlayıcı madde koyarak patlatmaya çalıştı.

* 8 Nisan 1982'de bir kez daha Mescid-i Aksa'nın ana girişine patlayıcı madde yerleştirildiyse de cami görevlileri tarafından patlamadan ortaya çıkarıldı.

* 10 Nisan 1982'de Meir Kahane taraftarlarından bir grup militan, zorla Mescid-i Aksa'ya girmek istedi.

* 21 Mart 1983'te Mescid-i Aksa'ya gizli bir yoldan girmek için tünel açıldığı tespit edildi.

* 14 Ocak 1986'da Knesset üyesi bazı parlamenterler askerlerin koruması altında Mescid-i Aksa'ya girmek istediler.

* 8 Ekim 1990 tarihinde Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırıda 30 Filistinli hayatını kaybetti, 800'e yakını yaralandı.

* 28 Eylül 2000 tarihinde Ariel Şaron çok sayıda İsrail askerinin ve polisinin koruması eşliğinde, normalde Müslüman olmayanların girişine izin verilmeyen Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesiyle pek çok çevre tarafından “provakasyon” olarak nitelendirildi. Filistinlilerde infiale sebep olup şiddetli protesto gösterilerine neden olan “İkinci İntifada” patlak verdi ve beş yıl sürdü.

5- Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in süt ile şarap arasında muhayyer bırakılması ve sütü tercih etmesi sonucu Cibril’in kendisine fıtratı seçtin demesi, İslam Dini’nin insanın yaratılışına uygun olduğunu göstermektedir. Bu din, insanın ihtiyaçlarını karşılar, meşru isteklerini gerçekleştirir ve nefsanî azgınlıklarına ise gem vurur.

6- Ayrıca Allah Rasûlü başından geçen bu hadiseyi Mekkelilere anlattığında maruz kaldığı söylem ve tavırlar karşısında sebat etmiş ve yalanlanacağını bile bile bu hakikati anlatmaktan geri durmamıştır.

Rabbim bizi mukaddesatına sahip çıkan Müslümanlardan eylesin! Âmin.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi Allah’a hamd etmektir.

28 Ocak, 2016 Müslim KILIÇ

Etiketler: kubbetus sahra
  • CUM'A HUTBESİ:
    Her Cum'a
    Saat: 13:15
    Yer: Nakil Kürsüsü
    » Devamı